Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2015 Cumartesi

Just Do It!

Bu yazı daha çok kendimle konuşmaya dairdir; ancak isteyen anneler, yetişkin küçükler ve start çizgisinde düdüğün çalmasını bekleyen herkes faydalanabilir.

Son zamanlarda içine girmiş olduğum bir girdap beni dibe doğru çekerken, yapmamanın dayanılmaz ağırlığı tüm hayata bir sis bulutu gibi çökmüştü. Görüş alanı kısılmış, harekete dair garip bir anlamsızlık vücut bulmuştu. Sanki yapsan da ne olacaktı? Hiçbir şey yine tam olmayacak, eksik kalacak veya yarım bırakılacak ve akşamında yine yorgunluk olacaktı. 

Anneliğin, çocuklu hayatın, çalışan anne olmanın ve artan sorumlulukların tesiri altında böyle bir yılgınlık geliştirdiğimi söyleyebilirim pekala. Ancak sadece bunu söylersem de eksik kalacak. Çünkü hayatta her zaman dengenin şaştığı durumlar olabilir. O zaman basitçe müdahale eder ve teraziyi yeniden dengeye getirmeye çalışırsın. Buradaki durum ise biraz farklı, içinde ben'den ve geçmişten gelen görmezden gelemeyeceğim birşeyler de var. 

Bu duruma daha çok eylemsizlik, atalet diyebilirim. Hatta nitelikli atalet desem daha da şık olur. Çünkü bu atalet, kendini yapılması gereken rutin şeylerde değil, bizzat rutin dışına çıkmakta, fark yaratmakta, özüne yaklaştıracak yeni bir sıçrayışta gösteriyor. Öteden beri vardır zaten benim bu tür bir atalet problemim. Annelikte, her zayıf nokta gibi bu da daha çok su yüzüne çıktı sadece. Kafamda hep biriken parlak fikirler, içimde çağlayan bir heves, güç derseniz elhamdülillah diyeceğim (şu yaşımda artık var olduğunu biliyorum-çok şükür) sanırsınız ki bu bünyeden ancak bir kaplan çıkabilir. Halbuki ortaya çıkan genelde bir kediciktir. Siz şimdi kükreyecek diye bakarken o sadece "miyaavvvv" der :) Kafasını okşarsınız siz de, merak etme yapacaksın kedicik dersiniz, başka ne yapabilirsiniz ki. Halbuki o doğasını yaşamak ister, avının peşinden koşmak, pençelerini sakınmadan dünyaya meydan okumak ister. Ama sanki bunu nasıl yapacağını bilememektedir. Hani şu kartal hikayesi var ya kendini tavuk sanan, kendimi oradaki şaşkın kartala benzetiyorum bazen. İçimde hep yeri dolmayan bir boşluk, yapmam gereken şeyi yapmıyormuşum, olmam gereken yerde değilmişim gibi bir his, harekete geçmem gerektiği konusunda içsel bir dürtü, fakat aynı zamanda nerden başlayacağını bir türlü bilememe. Bu çelişkili oluş içinde öylece geçen zaman, arayış, gözlem, bilgi, bilgi, bilgi... Nereye kadar...? 

Bu arada, hayattaki beklentilerin çok farklı olabileceğinin, takdirin dışardan gelirken tatmin duygusunun ancak içerde yeşerebileceğinin de altını çizmek isterim.

Velhasıl, kartal olarak doğmak yetmez, kartal olarak büyümek de gerekir, uçabilmek için değil mi? Evet, doğru. Ama bunu bilmek de mazeret üretmekten başka bir işe yaramaz ki. Birşeyleri bilmek, zaten çözmek için hiç yetmez ki. Harekete geçmek gerek düğümü çözmek için önce, körebe de olsan oyunda olmak gerek. Akmak gerek hesapsızca, hayat götürmek toprağına ve sonra görmek belki yeşeren yerleri, nerelerden filiz verdiğini. Boşa da olsa atmak, eylemin kendisi olmak gerek. En çok da en sevdiğini yapmak... Gerisini ise koyvermek... 

Neticede kartal, tavuk, timsah, ceylan, çekirge ne olduğun hiç fark etmez. Tek fark yaratan gerçek, oluşa uygun adım yürümek. Bunun için de herşeyden önce adım atmak gerek. Değil mi?

Just do it! 

21 Eylül 2013 Cumartesi

Annelik Zamanın Kıymetini Bilmektir

Evet... Bu iddialı cümlenin hakkını vermektir. Şimdide daha çok kalmak, geçmişi daha gülümser anmak, geleceğe daha iyimser bakmaktır. Zamanı üç formda da yeniden yorumlamaktır annelik. Çünkü bebekli hayat öyle hızlı akıp gider ki, (ki çocuğun 3 yaşına bastıktan sonra zamanın daha da hızlı aktığı söylenir) içinde olunan zaman birden kıymete biner. Ne yapsam telaşına düşer taze anne. Hem çocukla geçirilen, hem de çocuktan ayrı geçen zamanda, maksimum fayda peşinde koşar; anı değerlendirir. Misal:

- Akşam çocukla birlikte geçireceği 2,5 saati özel bir seansa dönüştürür (çocuk her gün görse de, o yüz eskimez ;))

- Çocuğun on yüz bin tane fotoğrafını çekip, o geçirilen anları bir de ölümsüzleştirir.

- Çocuğun kucağında uyuduğu vakitlerde, kulaklıkla müzik dinler; blog yazar; sosyal ağlarda takılır.

- Yolda yürürken müzik dinler; oturuyorsa kitap, dergi okur.

- Keza, çorba karıştırırken kitap okumak da, yine enfestir.

- Süt sağarken, bir yandan da atıştırır;  internette surf yapar (bu tabir de neyse artık, beni hep güldürür); öyle ki bilgi avcılığında ustalaşır, kendi çapında ansiklopedik bir değer taşımaya başlar.

- Önceden "aman şurda 45 dk için gitmeye değmez" dediği yere, şimdi koşa koşa gider. Zira bilir ki artık, o 45 dk'da neler olur...

- Gani gani zamanının olduğu önceki hayatında not tutmazken, şimdi hayallerini bile not ettiği bir defteri vardır. Hatta bu defterini hep yanında taşır.

- Kendine kaçamak yarattığı kahve - çay molalarında kendini de bir güzel demler.

- İş yerinde 10 dakikanın bile kıymeti vardır; icabında 10 dakikada 3 tane mail cevaplanır.

Bu liste uzar gider... Çünkü Alice artık Harikalar Diyarı'nda değildir. Herşey ona kendi boyutlarında görünmeye başlamıştır. Önceden dev boyutta gördüğü olaylar, insanlar şimdi normal boyutlarına inmiş, keza önceden küçücük görünen kapılardan geçebildiğini gözleriyle görmüştür. Hayat aslında basit ve sandığından daha kolaydır.